Naci ARKAN

Naci ARKAN


  • arkannaci@hotmail.com
  • 7 Yazı
  • 30 Mart 2016 Tarihinde Aramıza Katıldı.

Aşkımız neden nefrete döndü?

İnsanlar kendilerine gülümseyen, hayatın kesitlerinde demetler sunan, yaşama lezzet katan o kadar çok güzelliklerin kıymetini bilemez ki, bunun adı resmen vefasızlıktır... İşte en taze örnek... Son günlerde soframızın ağız tadı, midemizin dostu, bizlere nimetler sunan zeytin ağaçlarına karşı başlatılan bir düşmanlık insanın içini acıtıyor... Sanki koca Türkiye'de kazılmaya müsait yer kalmadı da, ömürleri asırlarla ölçülen zeytin ağaçlarının katlı vacip görülüyor... O zeytin ağaçlarını yakından görmeyenler, onun yapraklarına, meyvelerine elini sürmeyeler için, bu ağaçların güzelliklerini anlatmak çok zor... Bir dilleri olsa da konuşabilseler... Sanki bakanlara el sallar gibi yapraklarıyla selam verişleri, gölgelikleri, vücudunun, bakanlara hayranlık veren silüeti, sonlarını beklercesine boyun eğişleri, insanı gerçekten çok üzüyor, yaralıyor...   *** *** ***   Koca bir yıl daha, bize futbolumuzdaki mutlulukları gösteremedi... Bir üzüntümüz de bu bizim... Futbolcu borsalarını hoyratça yükselttiğimiz ülkemizde, yepyeni stadlarımızın seyirci bakımından öksüz kalmalarına seyirci kalışımızdır bu üzüntümüz... Ekonomik gerçekler tamam, ama futbol sevgisinin insan yüreğinden bu kadar çabuk çıkması, aşkın nefrete dönüşmesi normal midir? Kimseyi " Sen suçlusun" diye ortaya atmak doğru olmasa da, belli kesimler ve isimler, ne yazık ki, Türk Futbolunun dibine dinamiti koymuş, koymaya da devam etmektedir... Bu dinamitçiler, ellerindekini sanki "Hacıbekir lokumu" zannederek, futbol sevdalılarına ikramda bulunduklarını salına salına ortalıkta dolaşarak ilan etmektedir... Oysa bunlar, yönetici kisvesi altında tribünler için mezar kazıcıdan başka bir şey değildir... Dilediklerinde, tribün kapatırlar... Onlar için bu normaldir... Kızdıklarında, beğenmediklerinin kombinelerini, passolig kartlarını iptal ederler... Onlar için bu da normaldir... 35 yaşına gelmiş, Avrupa defterini kapatmış futbolculara "Mal bulmuş mağribi gibi" sarılarak, onların akıllarından dahi geçmeyen milyon avroları sunan, ayaklarının altına kırmızı halılar seren yöneticiler az mıdır aramızda? Tribünlere şirin gözükmek adına yapılan transfer yanlışlıklarının faturası nedeni ile şişen kulüp bütçeleri, ödenemeyecek hale gelen milyon EURO borçları hiç tınmayan bu yöneticiler, başında bulundukları kulüpleri batağa çektiklerinin farkına varsalar da, hiç umursamadan, parayla tuttukları, ya da tribün için bilet verdikleri gruplar tarafından "En büyük başkan, bizim başkan" çığırtkanlığıyla, moral bulup gönül eğlendirmiyorlar mı bizim ülkemizde? Tam beş yıldır, Spor Bakanlığının sümeni altında bekleyen ‘Kulüpler Yasası’ neden çıkarılmaz, hiç merak eden bir yönetici var mı? Olamaz, asla da olmayacaktır... Çünkü; o yasa kulüpleri adam gibi yöneteceklere imkan tanıyacaktır; borç kamçısıyla hava atanlara değil... O yasa çıkarsa, yönetime gelen Başkan ve arkadaşları, kendi dönemlerindeki mali yapıdan sorumlu olacaklardır... 35'lik yıldızlara (!) hava parası, imza parası ve de yüklü milyon EURO’lar veremeyeceklerdir... O yasa çıkarsa, alt yapılar hayata geçirilecek, eldeki fazlalık yabancılar, ya tribüne, ya da paraları verilerek, başka kulüplere kiralanamayacaktır... Özetle "Hovarda yöneticilik" dönemi sona erecektir...   *** *** ***   Üzüntülerimiz, sıkıntılarımız bunlarla sınırlansa iyi... Futbol dendi mi, yaramıza tuz basmış gibi oluyoruz... O futbolumuzun içinde, bir tutam mutluluk bulabilmek için "Bir gram bal için, bir çuval keçiboynuzu" yemek zorunda kalmış gibi hissediyoruz kendimizi... İstanbul'un büyükleriyle başa çıkabilmek adına, Anadolu'nun da bu çirkin yöneticilik çarkına ayak uydurmaya çalışıp, menajerlerin eline düşmesi ve "Ayağını yorganına göre uzatmayıp" müflis tüccar misali sonunda karalar bağlaması bir başka üzüntümüz bizlerin... Hiç bir konudan, yaşana tüm olumsuzluklardan ders çıkarmayıp, gazete manşetlerinde, ya da spor ekranlarında gerdan kırıp kırıtmaları, hep kötü örnek aldıkları İstanbul büyüklerinin eseridir... Düşünebiliyor musunuz? Maç öncesi İstiklal Marşımız çalınıyor her statta... İki takımda toplam en az 15-16 futbolcu yabancı... Onları sanki mecburiyetten hazır olda tutuyoruz... Alt yapıdan gençlerimiz değil takımda, yedek kulübesini bile kendilerine Everest Tepesi gibi görüyor... Ya ortaya konan futbol? İşte en acısı da bu... O kadar milyon avroları alan emekli yabancıların umurunda mı sanki? Onlar hayatlarının en güzel sonbaharını, Türkiye'de yaşayan misafirlerimiz (!) bizim... Tribünler doluymuş, boşmuş onlara ne ki... EURO’lar, villalar, arabalar, hizmetkarlar feda olsun! Ahh Türk Futbolum ahh.... Sana bu kadar kötülüğü yapanlar, zannetme ki, artık yoklar... Zannetme ki, kulüplerimiz temizlendi onlardan... Kurtuluşu yok bu gidişle, ne futbolumuzun, ne tribünlerin... O yasayı çıkartamadığımız, ya da çıkartmak istemeyenleri yok edemediğimiz sürece, futbolumuz öksüzdür, yalnızdır, gariptir... Hadi kulüpler kendi ayaklarına kurşun sıkar gibi efelik yapıyor... Ya Milli Takımımız? Ya turkuaz, ya da siyah-kırmızılı forma ile akılları sıra yenilik peşinde koştuklarını zannedenlere ve onlara müsamaha gösterenlere ne demeli? Ahlak sınırlarını zorlayarak, gazetecinin boğazını sıkıp, sülalesini küfürle kalaylayan kaptan bozuntusu ile ona destek çıkan takım arkadaşlarının terlettiği milli forma, iyi ki göğsündeki kuşakta, ay -yıldız olan beyaz forma değil... Ay Yıldızımızı, kırmızı-beyazı gizleme adına bu kadar mı kafa yorulur? Tribünleri göz zevkinden, milli duygulardan bu kadar uzaklaştırmanın mantıklı bir izahı var mı? Ve o formanın içini, kendi takımlarında bile yer bulamayan, ya da oynadıkları kulübün en kötüleri ile doldurmanın ne anlamı var?   *** *** ***   İşte Türkiyem... Senin futbolunu karanlığa sürükleyen anlayışın ürünü olan, futbolsuzluk ve seyircisizlik sendromu; ha zeytin ağaçların katliamına ortak olmuşuz, ha tribünleri boşaltmışız aynı şey... Seksen milyon, bu kadar üzüntüyü hak ediyor mu? Türkiye hak ediyor mu bu kadar beceriksizliği, yönetim zafiyetinin doğurduğu başarısızlığı... ‘Keşke’ pişmanlığına bizi sürükleyenler, mutlu musunuz... "Bir hayli kırgınım...Kime olduğunu,neden olduğunu bilmeden...Belki hayata, belki kendime, belki de dilimden düşmeyen keşkelere" Can YÜCEL.

Yazarın diğer yazıları (7)

Title

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit, sed do eiusmod tempor incididunt ut labore et dolore magna aliqua. Ut enim ad minim veniam, quis nostrud exercitation ullamco laboris nisi ut aliquip ex ea commodo consequat.

www.sporvitrini.com © 2010 - Tüm Hakları Saklıdır.

"www.sporvitrini.com" Basın Ahlak İlkelerine uymaya söz vermiştir ve bütün hakları saklıdır. Spor haber portalımız 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na uygun olarak yayınlanmaktadır. ‘www.sporvitrini.com’da yayınlanan tüm haberler ve makaleler, kaynak gösterilmek ve ‘www.sporvitrini.com’un ilgili sayfasına link verilmek koşuluyla yeniden yayınlanabilir. ‘www.sporvitrini.com’ da yayınlanan yazılar ve yorumlardan yazarları sorumludur. www.sporvitrini.com sayfalarında yer alan ve ayrı bir sayfada açılan harici linklerin sorumluluğunu almaz.sporvitrini.com web sitesinde yer alan tüm sayısal veriler, istatistikler ve tahminler sadece bilgilendirme amaçlıdır. Köşe yazılarında yer alan içerik yazarların kendi görüşleri olup; ilgili konu hakkında sporvitrini.com'un genel görüşünü yansıtmaz. Web sayfalarımızda yer alan bilgiler ve doğrulukları tarafımızca garanti edilmemekte olup, bu bilgiler belli bir getirinin sağlanmasına yönelik olarak verilmemektedir. Bu nedenle bu sayfalarda yer alan bilgilerdeki hatalardan,eksikliklerden ya da bu bilgilere dayanılarak yapılan işlemlerden doğacak her türlü maddi/manevi zararlardan ve her ne şekilde olursa olsun üçüncü kişilerin uğrayabileceği her türlü zararlardan dolayı sporvitrini.com sorumlu tutulamaz.

Tasarım ve Programlama: Erdem FIRAT & Hicabi ERDEM